Koşuyorum. Tüm gücümle koşuyorum. Ciğerlerim, boğazım, genzim alev alev yanıyor. Ben hala koşuyorum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi. Midem bulanmaya başlıyor. Ama duramam. Durmak gibi bir lüksüm yok. Durmak ölüm demek.
Koşmaya devam ediyorum. Şu ilerdeki tepenin dibindeki yıkık klübede belki 2 dakika soluklanırım diye düşünüyorum. Oraya doğru koşarken, önümde mermi sekiyor. Hemen kendimi en yakın kayanın dibine atıyorum. Keskin nişancı... Bu sefer şanslıydım. Bir daha ki sefere bu kadar şanslı olmayabilirim. O sırada yanımdan hızla takım arkadaşım koşarak geçiyor. "Hayıııır, duuuurr" diyemeden keskin nişancının görüş alanına giriyor. Kafasını ani bir hareket ile arkaya atıyor, kafasından pembe bir bulut çıkıyor, cansız bedeni bir bez bebek gibi yere yığılıyor. 1saniyeden daha kısa bir sürede onun hikayesi bitiyor. ama ben kararlıyım. Ulaşmam gereken bir hedef var ve yolumu ona göre çizmem lazım. Daha güvenli ama daha uzun bir rotaya yöneliyorum. Bir kayadan diğer bir kayaya atlarken karşı takımın bir askeri ile karşılaşıyorum. Göz göze geliyoruz. O an zaman duruyor. Aslında durmuyor, durmuş hissi verecek kadar yavaşlıyor. Gözlerimiz birbirine kenetlenmiş vaziyette CAR-15 lerimizin namlularını birbirimize doğru çevirmeye başlıyoruz. O sırada tüm hayatımı düşünüyorum. Film şeridi gibi derlerdi. Bende daha çok slayt şov şeklinde gerçekleşiyor. Ama her karenin duygusal izi beynimin arka tarafını dağlıyor. Herşeye rağmen güzel bir hayat yaşadım, ama pes edemem. Şu an burada ölmemem lazım. Artık namlularımız neredeyse birbirimize dönük. Tetiği sıkıyorum. O da sıkıyor. Mermiler sağımdan geçiyor. Rüzgarlarını hissediyorum. Ama düşman askeri ağır çekimde yere yığılıyor. Bedeni yere temas ettiği anda zaman eski hızına kavuşuyor. Canlıyım yara almadım ve düşmanım ölü. Bugün gerçekten şanslıyım sanırım. Ama şansım beni nereye kadar taşımaya devam eder bilmiyorum. Hemen diğer kayanın dibine siper alıyorum. Bir müddet etrafı dinliyorum. Sanırım başka kimse yok. Koşmaya devam.
Hedefimi görüyorum. Etrafı boş görünüyor. Belki keskin nişancılar gözlüyordur. Ama bu riske girmek zorundayım. O bayrağı almam lazım. Varoluş sebebim bu. Görevim bu. Bugüne kadar kazandığım deneyimlerin sebebi bu. Koşmaya devam ediyorum. Bayrak hemen önümde. Sanırım kimse yok burada. Bayrağı alıyorum. Sırtımı bir teneke klübeye verip dinleniyorum. İşin asıl zor kısmı yeni başlıyor. Bu bayrağı alıp yerine dikmem lazım. Tekrar koşmaya başlıyorum. Tüm gücümle. Bayrak bende. Şu an bu coğrafyada en çok öldürülmek istenen kişi benim. sebebi bu bayrağı taşıyor olmam. Sadece bu. Ama benim görevim bu. Bu bayrağı yerine götürmek, gerekirse bu yolda ölmek. Çünkü ben "Koşucuyum".
Tepenin dibinden koşarak devam ediyorum. Bu bayrağı yerine ulaştırmam lazım. Bir kayanın yanından geçtiğimde sağ tarafımdan karşı tarafın askerinin geldiğini fark ediyorum. Ama çok geç. Onun namlusu bana dönük, benim silahımın namlusu yere bakıyor. Nasıl bu kadar dikkatsiz davrandım? Nasıl böyle bir hata yaptım? Ben namlumu ona çevirene kadar, o bana herhalde yarım şarjör mermi boşaltıcaktır. Yani buraya kadar mıydı? Bitti mi? Burada mı sonlanması gerekiyormuş? Sinirden ve hırsımdan gözlerim dolmaya başlıyor. Namlumu ona doğru çevirmeye başlıyorum. Zaman yine macun gibi akıyor. Düşmanımın yüzündeki sırıtmayı görebiliyorum. Anın tadını çıkarıyor. Parmağı tetiği sıkmak üzere. O sırada tuhaf bir şey oluyor. Düşmanımın sinir sistemi bir anda boşalıyor ve yere yığılıyor. Ben anlamsız gözlerle cansız bedenine bakarken telsizden benim takımımın keskin nişancısının bağrışını duyuyorum:
"Ne duruyorsun, koşsana!"
Koşuyorum, her zaman yaptığım gibi, koşuyorum. Ölüme ya da zafere. Sadece koşuyorum. Elimde bayrağı sıkı sıkı tutuyorum. Keskin nişancıma minnet duyuyorum.Onun sayesinde koşmaya devam edebiliyorum.
Zafer önümde. İşte bayrağı götürmem gereken yer. Hedefe 40m. Koşuyorum. O sırada 2 düşman askeri önüme çıkıyor. Bu kadar yaklaşmışken olmaz, olamaz, kabul edemem. Namlular ölüm kusuyor. İlk askeri hemen öldürüyorum. İkinci askerin mermileri omzuma ve bacağıma isabet ediyor. Karşı ateş ile onu da öldürüyorum. Mermilerin bedenime girdiğini hisediyorum, ama acı hissetmiyorum. Üniformamın içinde ıslaklığı hissediyorum. Damarlarımda bana hayat veren kan artık bariyerlerini kırmış, yayılıyor. Kalbimde her atışında bu duruma yardımcı oluyor. Uzun süre dayanamayacağımı biliyorum. Koşmam lazım. Çünkü ben bunun için varım.
Bayrağı dikmem gereken yerin bulunduğu yıkıntıya giriyorum. Telsizimde çılgın bağırışları duyuyorum: "Hadi, yapabilirsin, devam et, kooooooş". Artık hedefim, zaferim önümde. Tek yapmam gereken bayrağı dikmek. Görevimi tamamlamak üzereyim. Kan kaybından başım dönmeye başlıyor. Kendimi zorluyorum. Ayakta kalmalıyım. Varoluşumun anlamını tamamlamalıyım. Sadece bir adım daha...
"Klik"
O an her şey bitiyor. Bu ses sadece tek bir anlama geliyor: ölüm. Tüm dünyam yıkılıyor. Nasıl mayını olabileceğini düşünemedim? Kalbim binlerce ton ağırlık altında kalmış gibi; ezik büzük ve paramparça... Başaramadım. Olmadı. Herşey boşunaydı. Tüm emekler, tüm deneyimler her şey çöpe gitti. Takımımı yolda bıraktım. Hayal kırıklığına uğrattım. Olmadı...
"Boooooooom"
- Lan Entropy, insan bir el bombası atar önce, temizler şu mayınları. Kesin sayıydı be!
- Abi ne bileyim? Daldırdım, gaza geldim.
- İyi bok yedin.
- Bir oyun daha atsak mı beyler?
- Abi baydım ben. Hadi sahile gidip sosisli yiyelim. Acıktım ben.
- Ok. Hadi millet! Kalkıyoruz.
12 Temmuz 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

3 yorum:
Sniperını sev, Runnerını koru!
ORCUN ORAYA OLMEYE GIDIYORUZ ORCUUUN!
War, never been so much fun.
ve hatta
War, war never changes.
Yorum Gönder